Kilo Problemi

lose weight

Obezite, biriken fazla vücut yağının sağlık üzerinde olumsuz bir etkisi olabilecek seviyede çok olması nedeniyle kullanılan tıbbi bir durumdur. Bir kişinin ağırlığının kişinin boyunun karesine bölünmesiyle elde edilen bir ölçüm olan Vücut kütle indeksinde (VKİ) genel olarak indeksi 25 kg/ m2 ila 30 kg/m2 ve üzeri olanlar obez olarak kabul edilirler. Bazı Doğu Asya ülkelerinde ise daha düşük değerler kullanılmaktadır. Obezite özellikle kalp rahatsızlığı, tip 2 diyabet, obstrüktif uyku apnesi, belirli kanser türleri ve osteoartrit gibi çeşitli hastalıkların olasılığını artırır. Obezitenin değerlendirilmesinde yapılan ölçümlerde, bel kalça oranının erkeklerde 1’in altında, kadınlarda ise 0, 85’in altında olması gerekir. Bel çevresi ölçümleri obezite tanısı için oldukça pratik bir yöntemdir. Bu doğrultuda erkeklerin bel çevresinin 102 cm’den, kadınların ise 88 cm’den büyük olması şişmanlığın göstergesi olarak metabolik sendrom riskidir. Yapılan çalışmalar şişmanlık oluşumunda kalıtım veya genetik faktörlerin % 25-40 oranında rol oynadığını göstermiştir. Şişman kişilerin çocuklarında şişman olmayanlara göre şişmanlık görülmesi 2-3 kat fazladır. Anne ve babanın her ikisinin şişman olması durumunda çocukların %80′ ninde erişkin yaşta şişmanlık gelişir.Anne veya babadan biri şişman ise %40 Her ikisi normal kilolu ise %10 oranında Çocukluk

çağında (3-10 yaş arası) aşırı kilolu olan çocukların %50 sinde erişkin dönemde aşırı kilolu olma riski vardır. Şişmanlığın genetik nedenleri uzun yıllardan beri araştırılmaktadır. Toplumda sık görülen şişmanlığı ortaya çıkaran birçok genetik bozukluk vardır. Fransa ve Almanya da şişman ailelerde yapılan çalışmalarda 10 numaralı kromozomdaki belirli bir alanın şişmanlıktan sorumlu olduğu ortaya çıkarılmıştır. Bu alandaki genlerin incelenmesi ile şişmanlığa neden olan genler daha iyi ortaya çıkarılabilecektir. Bunun yanında tek gen bozukluğuna monogenik bağlı şişmanlıklar da vardır. Şişmanlığın %5 kadarı tek gen bozukluğuna bağlıdır.

İlerde sebep olabileceği riskler bakımından obezitenin bünyede oluşturduğu yağlanmanın dağılımı çok önem taşımaktadır. Gövde ve karın bölgesi içinde daha fazla miktarda biriken yağlar; kalp hastalıkları, hipertansiyon, hiperlipidemi ve Tip ll Diabetes Mellitus ile görülen metabolik sendromlar bakımından risk ihtimallerini arttırır. Bu şekilde bir yağ dağılımı gösteren obezite çeşidine elma tipi vücut yağlanması yani, merkezi şişmanlık denmektedir. Bu vücut tipinde karın bacaklardan çok, gövde ve karın bölgesinde bir yağlanma şekliyle kendini gösterir. Metabolik sendrom bakımından daha yüksek bir risk grubuna ait bu hastalarda, karın etrafında belirgin gövdesel yağlanma söz konusudur.

Nedenleri

Obezite hastalığı sık sık ve yüksek oranlarda kalorili beslenme düzeniyle yaşayan, fiziksel olarak etkinliğin ya da egzersiz yapmanın az olduğu kişilerde görülmektedir. Bunun dışında genetik olarak yatkın olma, hormonal bozukluklar, psikolojik sorunlar ve akabinde kullanılan antipsikotik ilaçlar da obeziteyi tetikleyen sebepler arasındadır. Halk arasında, obezite hastalığının metabolizma hızının düşüklüğüyle ilişkili olduğu yönünde bir kanı olsa da, bu aslında nadir görülen bir sebeptir. Gelişen teknoloji bireylerin fiziksel olarak bedenlerini kullanma alanını daraltmıştır. Özellikle būyūk şehirlerde insanların tekdūze hareket etmesi, fast- food denilen yiyeceklere yönelmesi ve katkı maddeleri ile hazırlanmış hazır besinleri kullanması kilo alımını daha da kolaylaştırmıştır. İnsanların kilo ile mūcadelesi de bu duruma parelel olarak hergeçen gūn artıyor ama diyet yapmak, mide ameliyatı olmak yada diger farklı yöntemleri denemek genelde hayal kırıklığına yada kişinin kendi özsaygısını yitirmesine ve daha da çok yemesine neden olabiliyor.

Tedavi

Son yıllarda hipnoterapi kilo ile mūcadelede insanları birhayli rahatlatan etkili ve hızlı bir çözūm yolu olmuştur. Kesin ve kararlı olan kişilerin hipnoterapi ile kilo vermeleri ortalama 4 yada 5 seans sūrmektedir. Hipnoterapi yani hipnoz terapisi ile diyet yapmadan sağlıklı bir vucuda ve gūzel bir görūntūye sahip olmak şu ana kadar denediğiniz tūm yöntemlerden çok daha kolay ve etkili bir yöntemdir.

Yeme Bozuklukları (Anoreksiya, Bulimiya)

Yeme bozuklukları, insanın fiziksel ve ruhsal sağlığını olumsuz yönde etkileyen anormal yemek alışkanlıkları olarak tanımlanan ruhsal bozuklara verilen genel addır. Kişinin kısa sürede çok miktarda yemek yediği tıkınırcasına yeme bozukluğu, çok az yediği ve bu nedenle düşük vücut ağırlığına sahip olduğu anoreksiya nervoza, çok yediği sonrasında ise yediklerinden kurtulmaya çalıştığı bulimiya nervoza, gıda olmayan maddeleri yediği pika hastalığı, yediklerini geri çıkardığı geviş getirme bozukluğu, bazı yemekler için iştahsızlık gösterdiği seçici yeme bozukluğu ve diğer yeme bozukluklarını içermektedir. Anksiyete bozuklukları, depresyon ve madde bağımlılığı, yeme bozukluğu yaşayan insanlarda yaygın olarak görülmektedir.

Yeme bozukluklarının nedeni tam olarak bilinmemektedir. Ancak, biyolojik ve çevresel etmenlerin etkili olduğu görülmektedir. Zayıflığın idealleştirilmesinin yeme bozukluklarının ortaya çıkmasına katkıda bulunduğu düşünülmektedir. Dansçıların yüzde 12’si yeme bozukluğu yaşamaktadırlar. Cinsel istismara uğramış kişilerde yeme bozukluğunun ortaya çıkması daha olasıdır. Pika ve geviş getirme bozukluğu gibi bazı bozukluklara zihinsel engelli kişilerde daha çok rastlanmaktadır.  Tedavi Hipnoterapi yeme bozukluğu yaşayan kişiler için çok etkili bir yöntemdir. Kişiler çok kısa sūrede normal yeme alışkanlığına dönebilirler. Hemde hiçbir ilaç kullanmadan, herhangi bir yanetkisi olmadan, sağlıklı bir şekilde.

Hipnoterapi S.S.S

Hipnoz Nedir ?

Hipnoz, psikolojiye göre, telkine yatkınlık gösteren bir tür yapay uyku veya uyku-uyanıklık arası haldir. Bir başka deyişle bir trans hâlidir. Bu trans sırasında, kişi çevreden gelen tüm (ses, ışık, koku vb.) uyaranlara kendini kapatır veya aldırmazken, hipnoz yapan kişinin telkinlerini artmış bir dikkatle dinler, anlar ve gönüllü katılımla uygular. Hipnoz terimini ilk kullanan, Yunan mitolojisindeki uyku ilahının adından (Χυπνος) esinlenen İskoç hekim S. James Braid’dir (1795-1860). İlk zamanlar sihirbazlık ya da büyücülüğün bir dalı gibi görülen hipnotizma bilim çevrelerince önceleri mesmerist bir uygulama sanılarak aşağılanmışsa da, 19. yüzyılın sonlarında kimi psikoloji çevrelerinin, özellikle Salpetrier ve Nancy ekollerinin reddetmek yerine fenomene bilimsel araştırıcılıkla yaklaşıp, fenomeni bilimsel deneylerle sistemli bir şekilde incelemesi sonucunda, hipnoz bilim alanındaki yerini almıştır. Hipnoz, bedenin gevşemesi ve rahatlaması sonucunda kişinin zihininde oluşan ve kişiyi etkileyen olumsuz duyguların belli tekniklerle iyileştirilmesi için uygulanır. Gūnūmūzde spiritüalizmde ve parapsikolojide kullanılmasının yanı sıra, psikoterapide, kriminolojide ve sancısız doğum, ağrısız diş çekme, yabancı dili çabuk öğrenme gibi çeşitli amaçlarla birçok alanda kullanılan bir yöntemdir. Ayrıca uluslararası istihbaratta da kullanıldığı ileri sürülmektedir.

Hipnoterapi Nedir ?

Hipnoterapi, hipnoz olan kişinin bedeninin gevşemesi ve rahatlaması sonucu odaklanma ve konsantrasyon gūcūnūn artması ile bilinç ve bilinçaltına yönelik olarak uzman tarafından uygulanan destekleyici bir terapi yöntemidir. Yani Hipnoz aracılığı ile (hipnoz sırasında) uygulanan tedavilere verilen genel isimdir.

Hipnoz kesinlikle bir uyku hâli değildir, uyku-uyanıklık arası haldir. Bir başka deyişle bir trans hâlidir. Hipnotize olmuş kişi etrafında olup biten herşeyi duyar ama ilgilenmez çūnkū kişi tamamen terapistin söylediklerine konsantre olur ve onu dinler, kendi arzusu ile.

Hayır! Bu mümkün değildir. Hipnoz kişinin gönüllü isteği ve katılımıyla gerçekleştirilen bir trans hâlidir. Hipnoz yapan kişi, hipnoza girmeyi gönüllü olarak kabul eden kişiye hipnoza girmesini sağlayacak bazı telkinler verir. Kişi bu telkinleri uygulayarak hipnoza girer. Hipnoza girmek istemeyen bir kişi kendisine söylenen telkinleri gerçekleştirmeyi reddedeceği için hipnoza girmez.

Hayır!Hipnoz sırasında kişinin bilinçli kontrolü ortadan kalkmaz. Hipnoz yapan kişinin söylediği her şeyi duyar, anlar, hatta yargılar. Yapması istenilen şey kişinin sosyal ve ahlâki değerlerine uygun değil ise kabul etmez, uygulamaz. Israr edilirse kişi hipnozdan çıkar. Filimlerde yada şovlarda gösterilen hipnoz ile gerçek hipnozun alakası yoktur.

Hipnozdaki kişinin bilinçli kontrolü ortadan kalkmadığı için istemediği sürece hiçbir sırrını söylemez, özel bilgileri vermez. Hipnozdaki kişi ancak, söyleyeceği şeylerin kendisi için (örneğin hastalığının tedavisinde işe yarayacağı şeklinde) yararlı olacağına inanır ve hipnoz yapan kişiye güvenirse sorulan sorulara yanıtlar verir.

Hipnoz bir uyku olmadığı için, uyanamamak diye bir şey olamaz. Hipnoz yapan hekim, terapi sonunda kişiye hipnozdan çıkacağı telkinini verdiği zaman kişi hipnozdan çıkarak gözlerini açar. Hatta hipnoz esnasında istemediği birşey olmuşsa kişi anında gözlerini açabilir.

Hipnozun oluşmasında birkaç temel unsur vardır: Gönüllülük, konsantrasyon ve hayal gücü. Hipnoza başlanırken, kişi önce hipnoza girme konusunda gönüllü ve istekli olmalıdır. Gönüllü ve istekli olan kişi, terapistin kendisine söylediği (hipnoza giriş için verdiği) telkin cümlesine tüm dikkatini verir, yoğunlaşır. Sonra da söylenen telkinin içeriğini hayal ederek gerçekleştirir. Buradan da anlaşılabileceği gibi bir kişinin hipnoza girebilmesi için gönüllü olması, konsantrasyonunun ve hayal gücünün yeterli olması zorunludur.

Hipnoza girebilme yetisine hipnotizabilite (hipnoza yatkınlık) adı verilmiştir. Herkesin hipnoza
yatkınlığı (hipnotizabilite) farklıdır. Bu nedenle herkes hipnoza giremez. Çocuklar hipnoza son derece yatkındırlar. Yapılan araştırma sonuçları, hipnoza yatkınlığın en fazla olduğu dönemin 6-10 yaş arası olduğunu göstermiştir. Yaş ilerledikçe hipnoza yatkınlık giderek azalır. Genel olarak toplumun %10-15’inde hipnoza yatkınlık yoktur. Bu kesim kesinlikle hipnoza giremez. Toplumun %70-80’inde orta düzeyde bir hipnoza yatkınlık, %10-15’inde ise yüksek düzeyde hipnoza yatkınlık vardır. Yani toplumun büyük bir çoğunluğu hipnoza girebilmektedir.

Hipnoza yatkınlık yetisi, kişilik yapılarına ve içinde bulunulan ruhsal rahatsızlığa bağlı olarak değişmektedir. Örneğin, kuşkucu, kimseye güvenmeyen, her şeyi kontrol etmeye çalışan ya da kendisini herkesten çok üstün ve değerli gören kişilik yapılarına sahip olan kişiler kolay kolay hipnoza giremezler. Aynı şekilde obsesif-kompulsif bozukluk, şizofreni, ağır depresyon, paranoid bozukluk ve demans (bunama) hastalarının hipnoza yatkınlıkları sağlıklı insanlara göre daha düşüktür.

Genel Tıpda: Ağrıyı ortadan kaldırmak için (migren ve gerilim tipi baş ağrıları, kronik fiziksel ağrılı hastalıklar, trigeminal nevralji, ağrısız doğum, kanser ağrılarında), hipnoanestezi ile cerrahi girişimlerde (ameliyatlar, diş çekimi ve diş eti rezeksiyonlarında), psikosomatik hastalıklarda (astım, esansiyel hipertansiyon, psöriazis, ülser, ülseratif kolit, irritabl kolon, siğil tedavisinde)

Psikiyatride: Tik, kekemelik, enüresis noktürna (gece işemeleri), trikotilomani, yeme bozuklukları, obezite, psikojenik ağrı bozukluğu, konversiyon bozukluğu, cinsel işlev bozuklukları, sigara bağımlılığı, dissosiyatif bozukluklar, fobiler, panik bozukluğu, agorafobi, sosyal fobi, sınav kaygısı, travma sonrası stres bozukluğu…

Hipnoz Ne Kadar Etkili?

Amerikan Sağlık Dergisi Araştırmasından
Tedavi Türleri ve Bulunan:
0%
Psikanaliz
0%
Davranış Terapisi
0%
Hipnoterapi

38% İyileşme Oranı
600 Seans

72% İyileşme Oranı
22 Seans

93% İyileşme Oranı
6 Seans