Sigarayı Bırakma

lose weight

Sigara Bağımlılığı

Tarihçe

İlk yıllarda tütün yaprağına daha sonra da ince kâğıda sarılarak içilmeye başlanmıştır. Bizet’nin operası Carmen 1830’lar İspanyasını anlatır ve oyunun kahramanı Carmen başlarda bir sigara fabrikası işçisidir. Fransa’da ilk sigara fabrikası Fransız devlet tekel şirketi tarafından 1845’te kurulmuştur. İngilizler sigarayla ilk defa Kırım Savaşı’nda (1853-1856) Osmanlı askerlerinde görerek tanışmıştır. Osmanlı Devleti, devlet gelirlerini artırmak için sigarayı devlet tekeline alınca, sigara üretimiyle uğraşan Rum tüccarlar o zamanlar İngiliz himayesinde olan Mısır’a göç etmiş ve Mısır’da 1880-1915 yılları arasında dev bir sigara endüstrisi oluşmuştur. Avrupa ve Amerika’da I. ve II. Dünya Savaşı yıllarında sigara askerlere genel ihtiyaç olarak dağıtılmış, 1965 yılına kadar sigara tüketimi yükseliş eğilimi göstermiş ama zararları hakkında bilinçlenme yayıldıkça tüketim azalmıştır. Gelişmekte olan ülkelerde ise hâlen sigara tüketimi yükseliş eğilimindedir.Sigara bağımlılığı psikolojik ve fiziksel bağımlılık olmak üzere 2 ayrı alt başlıkta incelenmektedir.

Sigara bağımlılığında fiziksel faktörler

Fiziksel bağımlılıktan sorumlu olan nikotin, renksiz, kokusuz ve oldukça zehirli bir maddedir. Böcek ilacı yapımında bile kullanılmaktadır. Yarılanma ömrü 60 dakika gibi kısadır. Sigara içiminde dolaylı ve çok yavaş olarak kana geçmektedir; metabolizma hızı ile alım hızı dengelidir, dolayısıyla vücutta birikim yapmaz ve güçlü bir uyuşturucu madde olduğu için bir süre sonra tolerans gelişir. Bu yüzden de çok toksik olmasına ve sigara tiryakileri tarafından sürekli alınmasına rağmen hızlı bir ölüme yol açmaz. Ancak sigara ile birlikte nikotin replasman
tedavilerinin kullanılması aşırı doza bağlı komplikasyonlara ve ölüme yol açabilir.

Sigara dumanı, pasif içicilik yoluyla diğer insanları da etkiler. Aslında her tiryaki ilk sigarayı denemeden çok önce psikolojik olarak bağımlı hâle gelmiştir, yani zihnen sigaraya başlamıştır. Birkaç sigara içildikten sonra hızla nikotine bağımlı olunur. Fiziksel bağımlılık tam olarak yerleştikten sonra kişi her sigarayı yakışta göreceli bir iyilik hâli yaşar, beyin yıkamaların zihinde yarattığı yanlış kodlar dolayısıyla yaşadığı bu yükselmenin göreceli bir iyilik hâli, bir yanılsama olduğunu fark edemez ve gerçek bir keyif-destek olduğunu zanneder. Tiryaki bu yanılsamayı hayatındaki keyif-stres-sıkıntı gibi çeşitli anlarla şartlı refleks hâline getirdikçe, günde 20-30 kez yaşadıkça psikolojik bağımlılığı her geçen gün biraz daha güçlenir, sigaraya verdiği değer artar. Sigarasız yaşayamayacağını zannetmesinin, bırakınca mutsuz olmasının tek sebebi, bu geçici göreceli iyilik hâlini gerçek sanması ve bundan mahrum kalmanın yarattığı yalancı fedâkarlık hissidir. Viyana Üniversitesi Halk Sağlığı departmanından Prof. Neuberger Allen Carr sigara bırakma metoduyla ilgili yaptığı 1 yıllık izlem çalışmasında, sigara içenlerin girdiği bu kısır döngüden de bahsetmiştir.

Sigara bağımlılığında psikolojik faktörler

Aslında sigara içme eylemi bulaşıcı bir psikiyatrik hastalıktır, kuşaktan kuşağa görerek-duyarak bulaşır. Doğduğumuz andan itibaren çevremizdeki milyarlarca sigara içicisine ait on binlerce bilinçaltı kayıt ve sigara firmalarının bunları güçlendirmek için kurduğu tuzaklar sayesinde daha çocukken zihnimize bulaşır. Bu aslında kitlesel bir beyin yıkama programıdır. Önce çevremizdeki sigara içen büyüklerimiz, daha sonra çizgi filmler ve son olarak da filmler aracılığıyla sigaranın bir keyif-destek aracı olduğuna inandırılırız. Marlboro-Formula 1 yarışları, Camel Trophy, Parliament Sinema Kulübü gibi sosyo-kültürel projelerle inançlarımız ve beklentilerimiz iyice güçlendirilir. Tüm sahneler ve gizli reklam çalışmaları sigarayı hayatın her aşamasında olması gereken normal bir şey gibi algılamamız için ayarlanmış ve hepsine bugüne kadar trilyonlarca dolar para harcanmıştır.

Beyin yıkama, gerçek olmayan bir şeye gerçekmiş gibi inandırılmak demektir. İnançların beyinden salgılanan nörotransmitterleri direkt etkilediği plasebo çalışmalarında gösterilmiştir. MR spektroskopi çalışmalarında plasebonun aktif maddeyle aynı oranda nörotransmitter salınımına ve beyinde aynı anatomik bölgelerde sinyal alınmasına yol açtığı kanıtlanmıştır. Sonuç olarak, sigaranın psikolojik bağımlılığı beyin yıkamalar tarafından oluşturulur.

Günlük hayatımızda sigara bağımlılığının büyük oranda psikolojik olduğunu gösteren en çarpıcı kanıtlar hamilelik, oruç ve uzun yolculuklardır. Birçok tiryaki hiçbir fiziksel sıkıntı yaşamadan 10-12 saat süren okyanusaşırı uçak yolculukları yapabilir çünkü uçak inene kadar içmemeye şartlanmıştır. Uçaktan iner inmez sigarasını yakmak ister ve eğer yasak vb bir engelle karşılaşırsa canı sıkılır ve nikotin çekilme belirtisi zannettiği sinirlilik, gerginlik, çarpıntı, terleme, el titremesi, kafasını toplayamama gibi 12 saat boyunca yaşamadığı tüm belirtileri ilginç bir şekilde saniyeler içinde yaşamaya başlar. Hâlbuki asıl sorun içmemeye şartlanma süresinin sona ermiş olmasıdır. Yani fiziksel bağımlılıktan kaynaklandığı sanılan çekilme belirtileri gerçekten hissedilir, ancak tetiği çeken yine psikolojik bağımlılıktır. İçme beklentisi ve şartlanmayla ilgili çok fazla sayıda bilimsel araştırma ve kanıt vardır.

Sigara içenler özgürce sigara içebildikleri, çekilme belirtisi olma ihtimalinin açıkça imkânsız olduğu durumlarda bile, çok yüksek seviyede sigara içme arzusu duyabilirler. 4-5 saat zorlanarak abstinans sağlananlar ile sabah uykudan uyananların sigara içme arzularının karşılaştırıldığı bir çalışmada 1. gruptakilerin çok daha yüksek olduğu bulunmuş, “sigara içme arzusu esasen alışılmış davranışa olan arzuyu yansıtır” sonucuna varılmıştır. El alışkanlığı, sigara ile ilişkili nesneler, sigarayı hatırlatan durumlar gibi sigara içmeyi tetikleyen faktörler çok güçlü sigara içme arzusuna neden olur. Sigara içmeyi tetikleyen faktörler daha çok sigara içme beklentisini hatırlatır, içme arzusunu arttıran beklentidir.

Sigarayı bırakma yöntemleri

Sigara bağımlılığının artmasıyla beraber, bu bağımlılıktan kurtulmak isteyenler farklı yöntemler denemişlerdir. Sigara içindeki nikotin maddesinin yarattığı, eroin ve kokain bağımlılığına benzer özellikler gösteren bağımlılıktan kurtulmak birçok kişi için tek başına başarılması zor bir durum olduğundan, farklı yöntemler bağımlılara yardımcı olmaya çalışmaktadır. Hiçbir yöntem %100 başarı oranı yakalamasa da, bazı yöntemlerdeki başarı oranı %80’lere kadar çıkmaktadır. Haaretz gazetesinin 2002 yılında yaptığı bir araştırmada, 7 farklı yöntem, denekler ūzerinde denenmiş, 1 ay sonra ve 1 sene sonra artık sigara içmeyenlerin sayılarına bakıldığında, 1 sene sonunda Abrahamson arınma tedavisinde başarı oranı %80 iken, bazı yöntemlerde başarı oranı 0 olmuştur.

Yöntem               Sigara içenler   1 ay sonra    1 sene sonra

Enjeksiyon                     5                      3                       2

Nikotin bandı                 4                      2                       1

Enerji                               5                      1                       0

Akupunktur                    5                      3                       2

Akupunktur 2                 4                      0                       0

Arınma Terapisi              5                      5                       4

Sprey                                4                      0                       0

Hipnoz tedavisinde ise eğer kişi sigaryı bırakmaya kendi istek ve arzusuyla karar vermişse, bu oran oldukca yūksek ve sadece tek bir seansta istenilen sonuca ulaşmak mūmkūn. Hipnozla sigarayı bırakmanın daha etkili olmasının nedeni, kişi trans halindeyken bilinçaltının bilinçsiz bölūmū yeniden programlanır ve kişinin sigaraya karşı olan tutumu değiştirilerek, sigaranın daha az çekici hale gelmesi sağlanır ve böylece kişinin içme isteği ortadan kalkar..

Hipnoterapi S.S.S

Hipnoz Nedir ?

Hipnoz, psikolojiye göre, telkine yatkınlık gösteren bir tür yapay uyku veya uyku-uyanıklık arası haldir. Bir başka deyişle bir trans hâlidir. Bu trans sırasında, kişi çevreden gelen tüm (ses, ışık, koku vb.) uyaranlara kendini kapatır veya aldırmazken, hipnoz yapan kişinin telkinlerini artmış bir dikkatle dinler, anlar ve gönüllü katılımla uygular. Hipnoz terimini ilk kullanan, Yunan mitolojisindeki uyku ilahının adından (Χυπνος) esinlenen İskoç hekim S. James Braid’dir (1795-1860). İlk zamanlar sihirbazlık ya da büyücülüğün bir dalı gibi görülen hipnotizma bilim çevrelerince önceleri mesmerist bir uygulama sanılarak aşağılanmışsa da, 19. yüzyılın sonlarında kimi psikoloji çevrelerinin, özellikle Salpetrier ve Nancy ekollerinin reddetmek yerine fenomene bilimsel araştırıcılıkla yaklaşıp, fenomeni bilimsel deneylerle sistemli bir şekilde incelemesi sonucunda, hipnoz bilim alanındaki yerini almıştır. Hipnoz, bedenin gevşemesi ve rahatlaması sonucunda kişinin zihininde oluşan ve kişiyi etkileyen olumsuz duyguların belli tekniklerle iyileştirilmesi için uygulanır. Gūnūmūzde spiritüalizmde ve parapsikolojide kullanılmasının yanı sıra, psikoterapide, kriminolojide ve sancısız doğum, ağrısız diş çekme, yabancı dili çabuk öğrenme gibi çeşitli amaçlarla birçok alanda kullanılan bir yöntemdir. Ayrıca uluslararası istihbaratta da kullanıldığı ileri sürülmektedir.

Hipnoterapi Nedir ?

Hipnoterapi, hipnoz olan kişinin bedeninin gevşemesi ve rahatlaması sonucu odaklanma ve konsantrasyon gūcūnūn artması ile bilinç ve bilinçaltına yönelik olarak uzman tarafından uygulanan destekleyici bir terapi yöntemidir. Yani Hipnoz aracılığı ile (hipnoz sırasında) uygulanan tedavilere verilen genel isimdir.

Hipnoz kesinlikle bir uyku hâli değildir, uyku-uyanıklık arası haldir. Bir başka deyişle bir trans hâlidir. Hipnotize olmuş kişi etrafında olup biten herşeyi duyar ama ilgilenmez çūnkū kişi tamamen terapistin söylediklerine konsantre olur ve onu dinler, kendi arzusu ile.

Hayır! Bu mümkün değildir. Hipnoz kişinin gönüllü isteği ve katılımıyla gerçekleştirilen bir trans hâlidir. Hipnoz yapan kişi, hipnoza girmeyi gönüllü olarak kabul eden kişiye hipnoza girmesini sağlayacak bazı telkinler verir. Kişi bu telkinleri uygulayarak hipnoza girer. Hipnoza girmek istemeyen bir kişi kendisine söylenen telkinleri gerçekleştirmeyi reddedeceği için hipnoza girmez.

Hayır!Hipnoz sırasında kişinin bilinçli kontrolü ortadan kalkmaz. Hipnoz yapan kişinin söylediği her şeyi duyar, anlar, hatta yargılar. Yapması istenilen şey kişinin sosyal ve ahlâki değerlerine uygun değil ise kabul etmez, uygulamaz. Israr edilirse kişi hipnozdan çıkar. Filimlerde yada şovlarda gösterilen hipnoz ile gerçek hipnozun alakası yoktur.

Hipnozdaki kişinin bilinçli kontrolü ortadan kalkmadığı için istemediği sürece hiçbir sırrını söylemez, özel bilgileri vermez. Hipnozdaki kişi ancak, söyleyeceği şeylerin kendisi için (örneğin hastalığının tedavisinde işe yarayacağı şeklinde) yararlı olacağına inanır ve hipnoz yapan kişiye güvenirse sorulan sorulara yanıtlar verir.

Hipnoz bir uyku olmadığı için, uyanamamak diye bir şey olamaz. Hipnoz yapan hekim, terapi sonunda kişiye hipnozdan çıkacağı telkinini verdiği zaman kişi hipnozdan çıkarak gözlerini açar. Hatta hipnoz esnasında istemediği birşey olmuşsa kişi anında gözlerini açabilir.

Hipnozun oluşmasında birkaç temel unsur vardır: Gönüllülük, konsantrasyon ve hayal gücü. Hipnoza başlanırken, kişi önce hipnoza girme konusunda gönüllü ve istekli olmalıdır. Gönüllü ve istekli olan kişi, terapistin kendisine söylediği (hipnoza giriş için verdiği) telkin cümlesine tüm dikkatini verir, yoğunlaşır. Sonra da söylenen telkinin içeriğini hayal ederek gerçekleştirir. Buradan da anlaşılabileceği gibi bir kişinin hipnoza girebilmesi için gönüllü olması, konsantrasyonunun ve hayal gücünün yeterli olması zorunludur.

Hipnoza girebilme yetisine hipnotizabilite (hipnoza yatkınlık) adı verilmiştir. Herkesin hipnoza
yatkınlığı (hipnotizabilite) farklıdır. Bu nedenle herkes hipnoza giremez. Çocuklar hipnoza son derece yatkındırlar. Yapılan araştırma sonuçları, hipnoza yatkınlığın en fazla olduğu dönemin 6-10 yaş arası olduğunu göstermiştir. Yaş ilerledikçe hipnoza yatkınlık giderek azalır. Genel olarak toplumun %10-15’inde hipnoza yatkınlık yoktur. Bu kesim kesinlikle hipnoza giremez. Toplumun %70-80’inde orta düzeyde bir hipnoza yatkınlık, %10-15’inde ise yüksek düzeyde hipnoza yatkınlık vardır. Yani toplumun büyük bir çoğunluğu hipnoza girebilmektedir.

Hipnoza yatkınlık yetisi, kişilik yapılarına ve içinde bulunulan ruhsal rahatsızlığa bağlı olarak değişmektedir. Örneğin, kuşkucu, kimseye güvenmeyen, her şeyi kontrol etmeye çalışan ya da kendisini herkesten çok üstün ve değerli gören kişilik yapılarına sahip olan kişiler kolay kolay hipnoza giremezler. Aynı şekilde obsesif-kompulsif bozukluk, şizofreni, ağır depresyon, paranoid bozukluk ve demans (bunama) hastalarının hipnoza yatkınlıkları sağlıklı insanlara göre daha düşüktür.

Genel Tıpda: Ağrıyı ortadan kaldırmak için (migren ve gerilim tipi baş ağrıları, kronik fiziksel ağrılı hastalıklar, trigeminal nevralji, ağrısız doğum, kanser ağrılarında), hipnoanestezi ile cerrahi girişimlerde (ameliyatlar, diş çekimi ve diş eti rezeksiyonlarında), psikosomatik hastalıklarda (astım, esansiyel hipertansiyon, psöriazis, ülser, ülseratif kolit, irritabl kolon, siğil tedavisinde)

Psikiyatride: Tik, kekemelik, enüresis noktürna (gece işemeleri), trikotilomani, yeme bozuklukları, obezite, psikojenik ağrı bozukluğu, konversiyon bozukluğu, cinsel işlev bozuklukları, sigara bağımlılığı, dissosiyatif bozukluklar, fobiler, panik bozukluğu, agorafobi, sosyal fobi, sınav kaygısı, travma sonrası stres bozukluğu…

Hipnoz Ne Kadar Etkili?

Amerikan Sağlık Dergisi Araştırmasından
Tedavi Türleri ve Bulunan:
0%
Psikanaliz
0%
Davranış Terapisi
0%
Hipnoterapi

38% İyileşme Oranı
600 Seans

72% İyileşme Oranı
22 Seans

93% İyileşme Oranı
6 Seans